Ana içeriğe atla

Kayıtlar

BEDEL İZLERİ

  Hastanenin aranan hemşiresiydi Filiz. İnsana insan olduğu için değer veren, canlı, hareketli, güler yüzlü biriydi. Hastalarıyla iletişim tarzı ve ilişkisi çok iyiydi. Bir kez ona tedaviye gelen hasta ikinci gelişinde yine Filizi arardı kendisiyle ilgilenmesini talep ederdi. Filiz, hayat dolu, kıpır kıpır, güne güzel günaydınlarla başlardı. Onun için güler yüzle, güzel bir enerjiyle günaydın demek çok önemliydi. Onca yüküne rağmen acılarını gizler, sadece yüzüyle değil gözleriyle gülerdi insanlara. Her sabah yürüyüşe çıkar, bisiklete biner, yollardan çiçekler, meyveler toplayarak dönerdi eve. Her bitkiyi, her ağacı tanır, yolda giderken arabasını durdurup çiçekleri koklardı. Sabah sporundan sonra hızlıca hazırlanır, işe gitmek için kahve fincanıyla yola koyulurdu. Hafta sonunu dolu dolu çocuklarıyla geçirmeye çalışır ev işlerini yapar, formalarını ütüler yeni haftaya hazırlanırdı. ‘’Yarın yine iş var.’’ diye şikâyetler ondan duyulmamış şeylerdi. ‘’Bu hafta acaba kimlere faydam...

HAYATIN DÖNGÜSÜ

  Elif sabah 8.30-9.30 saatleri arasında oturur, bu bir saati kendine ayırırdı. Her gün çocuklarını ve eşini yolcu ettikten sonra bu vakitte biraz rahatladığını düşünürdü. Çünkü eve döndüklerinde, o kadar çok konuya dâhil oluyordu ki, kendine ayırdığı bu bir saate çok değer veriyordu. Sessizce oturup, önceki günde yaşadıklarını ve gün içerisinde yapacaklarını düşünürdü. Bunu yapmak, ona iyi geliyor, kendiyle kaldığı bu zaman dilimini seviyordu. Çoğu zaman, anne olmanın uzun bir yol olduğunu düşünürdü. Çocuklar büyürken, etrafında şahit olanlar; “Bu günlerin tadını çıkart, büyüdükçe dertleri de büyür” derlerdi. O zaman çok anlam veremese de, sonradan nasıl doğru bir deneyim olduğunu, bizzat yaşayarak öğreniyordu. O zamanlar da en büyük problemin uykusuzluk ve yorgunluk olduğunu düşünürken, günler geçtikçe, farklı problemler yaşandığını da deneyimlemişti. Ne kadarda anne desteğine ihtiyaç duyuyorlardı. Hayat herkes için böyle mi acaba diye düşündü. İnsan problem çözdükçe bir ...

YASEMİN ve ÇANTALARI

  Yasemin her genç kız gibi çok güzel hayallerle gelin olmuştu. Ama hayat, her zaman insana beklediğini vermiyordu. Kayınvalidesi ile aynı binada oturuyor, baskıcı bir kültürün içinde yaşıyordu. Bütün gün beraber olup, yatmadan, yatmaya, evine geçiyordu. Sözde ayrı evi vardı ama böyle olunca, yükü de oldukça ağırdı. Aile büyükleriyle bir arada yaşamak, farklı bir aileye uyum sağlamak, onu epeyce zorluyordu. Uzun yıllar bu düzende yaşamak zorunda kalmış, ne denilirse yapmış, kimseye karşı, en ufak bir saygısızlığı olmamıştı.   Kayınpederinden hediye olan arsalarına bir müteahhit talip olunca, yeni bir evleri olmuştu. Mevcut evleri küçük olduğu için biter bitmez, o daireye taşınmışlardı. Biraz olsun baskıdan uzaklaşan Yasemin, hiç şikâyet etmez, "Benim de sınavım böyleymiş. Sabrın sonu selamettir” diyerek günlerini geçirirdi. Çok marifetli, eli bereketli, ikramlamayı seven bir hanımdı. Yemekler, pastalar börekler, el işleri, ev işleri, on parmağında on marifet, her yaptığı ç...

BAKALIM, SENEYE NASIL BİR TATİL YAPACAĞIM?

“Dalaman yolcusu kalmasın! Dalaman yolcusu kalmasın!” Nesrin , tebessümle sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Etrafa bakınırken, yer hizmetlisini fark etti. Topladığı üç beş yolcuyu, transfer bankosuna yönlendiriyordu. Çalışanın, güleryüzlü ve sempatik tavırları dikkatinden kaçmamıştı. “İşini severek yaptığı, ne kadar da belli oluyor” diye içinden geçirdi.   Bu tarz bir anons, dinlenme tesislerinden beklediği bir şeydi de bunu havaalanında duymak ona çok ilginç gelmişti. Çocukken, ailece, her yaz Malatya’ ya, babaannesinin yanına giderlerdi. O zamanlar böyle uçakla seyahat yaygın değildi. Henüz daha kendi arabaları da olmadığından, şehirlerarası otobüslerle seyahat ederlerdi. O zamanlar otobüsler, bir kaç saat arayla, dinlenme tesislerinde mola verirdi. Hem yolcular ihtiyaçlarını görür, hem de şoför biraz dinlenmiş olurdu. Sonra da hareket edecekleri zaman, muavin pilot edasıyla, mikrofonu açarak, yolculara seslenirdi. Nesrin, ağız büzülerek yapılan bu tarz anonsları her ...

MEMNUN OLMAYAN EVLATLAR

Kızını uyandırmaya çalışıyordu Ayşe. Her sabah aynı şeyler yaşanıyordu. Uyanmakta zorlanıyor, okula gitmek istemiyordu. Hayatı bile annesinin zoruyla yaşıyor gibi bir hali vardı. Annesi, yokuş yukarı, bozuk bir arabayı ittiriyormuş gibi hissediyordu. Çünkü kızı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Adeta yaşama sevincini kaybetmişti.   Üniversite sınavlarında, istediği bölüme puanı yetmeyince, ailesi hemen imdadına koşup, “Sana okul mu yok yavrum? ” diyerek, özel bir okula yazdırmışlardı. Evlatlarını mutlu edebilmek için tüm imkânlarını seferber etmişlerdi. Hayatta isteyip de sahip olamadığı hiçbir şey yoktu. Çocukluğundan beri, ne istese, ikiletmeden yerine getirilmişti. Ama bir türlü Zehra’yı memnun edememişlerdi.   Her olayın içinde mutlaka şikâyet edecek bir şey bulabilmesi, annesini hayrete düşürüyordu. Zehra şikâyet ettikçe, ailesi, miktarları arttırıyor, “Neyi eksik yaptık acaba?” diyerek dertlere düşüyordu. Buldukları çözümse sürekli imkânları arttırmak oluyordu. Böyle ...

Bizi Bir Arada Tutan Şey Neydi?

  Ayşe, mutfak masasının hemen üstünde duran ışığı yaktı. Oldum olası bu loş ışığı çok severdi. Yanında bir de kahve oldu mu, tüm günün yorgunluğunu üzerinden atardı. Yemekleri hazırlamış, ortalığı toparlamıştı. Geriye bir tek sofrayı kurmak kalmıştı. Kahvesini aldı ve oturdu. Evlenmeden önce annesi ile kurdukları sofraları hatırladı. Her gün saat beşte, tüm yemekler pişirilmiş ve hazırlıklar yapılmış olurdu. Saat altı oldu mu, hep beraber sofraya oturulurdu. Daha sofraya oturulurken, demliğin altı yakılırdı. Babası memur olduğundan, eve gelme saati aşağı yukarı aynıydı. O yüzden ev düzenleri de, bu saate uygun olarak planlanırdı. Sofra hep aynı saatte kurulur ve mutlaka herkes, o sofrada olurdu. Ama ne hikmetse, hep bir huzursuzluk çıkar, mutlaka bir tatsızlık yaşanırdı. Ayşe çocuk aklıyla bu yaşananlara bir anlam veremezdi. Bazen yemeğin tuzu az diye, bazen neden gelirken ekmek almadın diye çıkardı tartışmalar. Gerçekten tartışma sebepleri bunlar mıydı? Yoksa kimsenin birbiri...

En kıymetli mücevher “MÜCADELE” (1)

  Bebek ana rahminde oluşmaya başlar. Önce küçücük bir hücredir, bölünür çoğalır, organlara dönüşür. Önce kalp oluşur, sonra diğerleri. Bir bir, her biri mücadele öyküsüne imzasını atar.   Bir spermin yumurta içine girmesi bir mücadele öyküsüdür. İnsan hayatının ilk evresi mücadele ile başlamıştır. Son evresine kadar da öyküsü değişmeyecektir, hep bir mücadele ile nefesi gibi yakın yaşayacaktır. Yumurtaya ulaşan spermler, on ile otuz saatte, sperm ve yumurta çekirdeği ile taşıdıkları ve yarılanmış halde olan genetik materyallerini birleştirmek üzere kaynaşacaklar. Bu da bir kaynaşma ve uyum mücadelesi olacak. Başarılırsa döllenmeye geçilecek. Döllenme, spermin yumurtanın kabuğuna ulaşmasıyla başlar. Bir ulaşma çabası ile mümkün olur. Sonucunda insan bedeninin ilk hücresi olan zigot tek hücreli embriyo meydana gelir. Bu yeni bireyin yani zigotun, ilk tam takım kromozomları döllenmeden yirmidört ile otuz saat sonra ilk hücre bölünmesini gerçekleştirebilmek için kend...

Takip Listem Beni Nereye Götürüyor?

Sabah güneş, Hande'nin odasına doğru doğduğunda o da uykusundan uyandı. Yataktan kalkıp pencereye yürüdü, dışarıda sokakların sessizliği genç kadının düşüncelerini yavaşlatmıştı. Bir yandan da telefonu elinde, günlük sosyal medya gezintisine başlamak üzereydi. Öyle ya, günümüzde insanlar en çok yatmadan önce ve sabah kalktıklarında ayılmaları için telefona bakarak vakit geçiriyorlar. Özellikle de sosyal medya ve malum kanalda videolar izlemek için içerik üreticilerinin olduğu mecrada vakitlerini geçiriyorlar. Hande de bu tarz şeyleri takip ederdi ama o kadar sıkı değil, paylaşım pek yapmazdı mesela. Çünkü her anını paylaşanları anlayamaz ve hemen o hikayeleri kapatırken bulurdu kendini. Sosyal medyadaki takipçi listesine baktığında, yakın çevremde olanlar kadar uzak çevremde olan insanlar da var. “Sadece bir “Merhaba”mızın olduğu insanlar, benim niye bu kadar özelimi bilsinler ki” diye düşünürdü. “Hem onların nereye gittiklerini ne yaptıklarını bilmek bana ne kazandırır ki” dedi ve...

NASIL BAŞARIYORSUN?

  Sevda: Nasıl başarıyorsun? Ayla: Neyi? Sevda: Bugüne dek olmak istediğin ne varsa onu başardın. Ne yapmak istediysen onu yaptın. Mesela patron olmayı nasıl başardın? Veya ne olursa olsun mutlu olabilmeyi nasıl başarıyorsun? Ayla hafif bir tebessüm edip nasıl cevap versem neresinden anlatmaya başlasam diye bir düşündü. Arkadaşı Sevda ona hep imrenirdi. Çünkü ona göre Ayla gerçekten kafasına koyduğunu yapan bir kadındı. Çocukluğundan beri kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmış mücadeleci bir yapıya sahipti. Okuması için ona hiç kimse destek olmamasına rağmen kendisi okumak için çok mücadele etmişti. Fakat hayatında yaptığı bazı seçimler okumasına engel olmuştu. Aile hayatı sebebiyle çalışmak zorunda olduğundan da bir türlü üniversiteyi bitirememişti. Aslında hiçbir özel eğitim veya ders almadan bir üniversiteyi kazanmıştı. Ama çalışmak zorunda olduğu için açık öğretim okumak zorundaydı. Daha sonra geçirdiği rahatsızlıklar sebebiyle üniversiteye devam edememişti. Aslında ...

DÜŞÜNMEK

Yaz ayları yaklaşmasına rağmen hava bir türlü ısınmamıştı. Neredeyse her gün yağmur yağıyor, şiddetli rüzgâr esiyordu. Çocuklarsa dışarıda oynamak, parka gitmek için havanın ısınmasını dört gözle bekliyorlardı. Çamaşır asarken havanın biraz daha iyi olduğunu fark etti elif.  Çocuklarına: “Bugün biraz daha iyi hava, dışarı çıkalım mı? “Dedi. Evde bir koşturmaca başladı. Yanlarına neler almadılar ki. Şapka, güneş gözlüğü, sırt çantası, suluk, kova ile kürek… sanki yaz tatiline çıkıyorlardı. Kendi çocukluğunu hatırladı onların heyecanını görünce. Elif de anne babasıyla parka gideceğini düşününce heyecanlanır, genellikle yalnız gittiği parkta anne babasıyla oynayan çocuklara bakardı. Belki de bu yüzden çocuklarını parka götürmek onun için ayrı bir anlam taşıyordu.  Dışarı çıktılar yanlarına atıştırmalık bir şeyler de aldılar. Malum dışarıdan ne yedirebilirdi çocuklara. Yolda giderken etrafına baktı. Bu ağaçlar, bu sokaklar, ileride görünen çocuk parkı…onun için belki 20 yıll...

GÜCÜN NEYE YETİYOR?

  Lao Tzu’nun, Çinli çiftçi hikâyesini bilir misiniz? Sizlere kısaca anlatayım. Köyün birinde çok fakir, yaşlı bir adam yaşarmış. Fakat öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki bu adamın, kral bile onu kıskanırmış. Birçok defa kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, yalnızca bir at değil benim için. O bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep. Bir sabah at ortadan kaybolmuş. Köylü, ihtiyarın başına toplanmış. “Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Bu fakirlikte böyle değerli bir şeyi nasıl koruyabilirsin? Krala satsaydın, istediğin kadar paran olurdu ve ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın” demişler. İhtiyar “Bir karara varmak için acele etmeyin” demiş. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yargınız ve sizin yorumunuz. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bi...

Babalar ne zaman “Baba” oluyor?

Saate baktı dörde geliyordu, “dersler bir an önce bitse de gitsem” diye düşündü. Evleri hemen okulun yanındaydı. Her zaman okula gidip çocukları almak için bu kadar hevesli olmazdı. Ama bugün arkadaşı İnci ile buluşacaktı. Elif ile İnci liseden arkadaştılar. Çok uzun zaman görüşmemiş yakın zamanda bir gün parkta karşılaşmışlardı. O gün Elif için bir dönüm noktası olmuştu. Yaptıkları kısa sohbetten İnci’ nin hayata bakışının değiştiğini fark etmişti. Neredeyse çocuklarla aşamadığı birçok problemin çözümünü İnci ile görüşmeye başladıktan sonra yavaş yavaş fark etmişti. Söylediği bir iki cümle onu düşünmeye sevk etmişti. Bugün ise onun evine gidecekti. Tekrar saate bakacaktı ki tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi. “Babalar gününe özel kampanya…” Ne çok kampanya vardı bu ara! Kemer, cüzdan takımları, kupalar, takım elbiseler… “Babalar günüymüş! hıh... Ne yapıyor sanki bu babalar? Hamileyken o kadar sıkıntıyı çeken kadın... Doğumda sıkıntıyı çeken kadın... Bakan, büyüten, çocuklarla e...