Ana içeriğe atla

ANNE KİM?

 

Eve geldiğinde kedi Sarman’ ın doğumu başlamıştı. Birden heyecanlandı. “Ne yapacağım şimdi ben?” dedi. Veterinerinin ona “doğum başladığında karışma sakin kal ve takipte ol. O ne yapacağını bilir.” dediği aklına geldi. Sakinleşmeye çalışıp doğumu takip etti.

Kısa sürede dört tane sağlıklı yavru dünyaya gelmişti. Gün içerisinde ve ertesi gün de takipteydi.  Anne kedi, yavrularını temizleyip, yapması gereken her şeyi kendisi yapmıştı. “Nereden biliyorsun sen bunları?” diye kedisiyle konuşma başladı. Yalnız yaşadığı için zaten sık sık kedisiyle konuşuyordu. Bir karşılık alamasa da, Sarman’ ın onu anladığına inanıyordu.  Kendisi bekardı ve bir çocuğu yoktu. “Anne olmak ne güzel bir duygu, kedi bile birden değişti.” diye düşündü.  Yavruları alıp sevmek istedi ama Sarman yavruları ondan bile saklamıştı. Düne kadar dibinden ayrılmayan kedi birden kaplan kesilmişti.  “Yahu seni besleyen büyüten benim, benden niye kaçıyorsun? Ben de senin annenim. Nankör kedi!” diye sitem etti.  Biraz daha düşününce “Ahh kuzum senin duygularında mı var? Tamam ama büyüyünce seveceğim. Anneanneden kaçmak yok!” diye Sarmana seslendi.  Kendi kendine “Yaratılıştan verilen bir şey herhalde. Demek ki annelik böyle bir şey. Bu duyguyu, bu hissi bilemiyorum. Kedinin bile yaptığı bana nankörlük gibi geldi. Ben de anneme bunun gibi davranınca annem de böyle mi hissediyor?” diye düşündü. Ve aklında bir soru uyandı. “Anne ne demek?”

Eskiden ANA derdik. Hep kullandığımız bir kelime ama anlamı ne demek diye düşündü.  Sözlüğe bakınca anlamı “çocuğu doğuran kadın” olarak geçiyordu.  Ama asıl soyut yani manevi anlamı çok daha derin ve anlamlı olmalıydı…

Peki hiç düşündük mü gerçekten ANA ne demek? İnsanoğluna bu kelime neyi değil, neleri anlatıyor?

Somut manada bir dişiyi temsil ediyor.

Çocuğu doğuran, besleyen büyüten kadın…

Hasta olduğunda sabaha kadar başında bekleyen, eli öpülesi canlı.

Cennetin ayakları altına serildiği o şefkat dolu kucak.

“Öf” bile denmeyecek kadar merhamet taşıyan.

Soy, soylar yürüttüren, nesiller doğuran…

Soyutta bir şeyin özünü doğurmak sadece bir dişiye mi aittir? Doğurmak sadece fiziksel bir hareket midir? Sadece cinsiyet mi doğurulur? İyi, Kötü, Güzel, Çirkin, Faydalı, Zararlı, Doğru, Yanlış da doğar mı? Kimi doğurur ama doğurduğu doğuramaz. Kimi doğurur ardı arkası kesilmez. Öyle ise her canlı aslında bir ANA olabilir mi?

Eşya taşımaktan hoşlanmadığı halde, bizi aylarca karnında taşıyan kadın ise ANNE dir. Güzellik ve estetik bir kadın için çok önemli olduğu halde, güzelliğinden vazgeçebilen o kadın… Doğurduktan sonra da kucağında taşımaya devam eder. Biz bir bebekken, bir çocukken hiçbir şey bilmediğimiz için bize sabırla öğreten…

Annelerimizin kıymetini biliyor muyuz? Kendimize bir dönüp bakalım. Kendimizi iyi, güzel, faydalı, doğru görüyor muyuz? O zaman duamızda böyle bir annemiz olduğu için şükredebiliyor muyuz? Bize annemizi verene şükürlü, doğurana teşekkürlü müyüz? Yoksa hakkı ödenmeyecek olana nankör müyüz? Bizi her durumda kabul edebilen.. Hatalarımıza karşı en çok sabreden kişiye en büyük vefayı gösterebiliyor muyuz? Bize en çok bedel ödeyen canlıya ne kadar bedel ödüyoruz?

Deneyimsel Tasarım Öğretisi Der ki; “Bedel Ödeyen Bedel Ödediğine Düşkünleşir. Bedel alan nankörleşir.”

Hiçbir zaman biz annemizi somut manada doğuramayız. Ama soyutta annemize güzel davranışlar doğurabiliriz. Bedel dengesini, hayırlı evlat olarak gösterebiliriz. Öyle ise;

Bir gün değil, her gün; annelerimizin günü kutlu olsun. Vefalı, şükürlü, teşekkürlü tüm evlatlara selam olsun…

Yorumlar

  1. Adsız5/03/2024

    Ellerinize sağlık, ne güzel bi konu

    YanıtlaSil
  2. E.sena5/03/2024

    İnşallah bedel dengesi kurabiliriz :))

    YanıtlaSil
  3. Annelik ne zor şey gerçekten de... Elinize emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
  4. Adsız5/03/2024

    Ne güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık 🌸

    YanıtlaSil
  5. Adsız5/03/2024

    Bedel ödeyen düşkünleşir, alan nankörleşir 💙

    YanıtlaSil
  6. Tuba s.5/03/2024

    Bedel dengesini kurabilirsek annelerimize vefalı da olabiliriz ,hayırlı da olabiliriz ama ne yaparsak yapalim hakları ödenmeyen bir kutsal bir vazifeleri var... iyiki varlar .kaleminize sağlık 🥰

    YanıtlaSil
  7. Adsız5/03/2024

    Ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  8. Adsız5/03/2024

    Elinize yüreğinize sağlık

    YanıtlaSil
  9. Adsız5/03/2024

    Annemin hakkını öderim ? O bana ne kadar karşılıksız bedel ödediyse , Bende onları hiç unutmadan , yaşına hürmet ederek , ben küçükken O nasıl şefkat ve merhamet gösterdiyse bende şimdi Onun ne ihtiyacı olduğunu sorup öğrenip , tesbit edip ihtiyaçlarını karşılamaya çalışarak Allah’ın rızasını kazanacak bir duruşla. Ona benim annem olduğu için ne kadar mutlu olduğumu ve onun hakkını helal etmesi için dua etsin almayı isterim. Belki o zaman Allah’ta razı olur annem de. 🤲💝benden . Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş .

    YanıtlaSil
  10. Adsız5/03/2024

    Annelik hakkı ile insan cennetlik olabiliyor

    YanıtlaSil
  11. Annelik çok üst seviye bir kariyer...Anne olup da hakkını verebilenlere müjdeler olsun..Onlara her gün kutlu olsun..yazıda da denildiği gibi :)

    YanıtlaSil
  12. Adsız5/04/2024

    ANNE deyince yazacak kelime bulamadım.... 💕
    "CENNET" sözü verilen kişi 👩‍👧‍👦
    "İyi ki benim Annem" 💐

    YanıtlaSil
  13. Gülcan K.5/04/2024

    Bedel anne ilişkisi ne güzel olmuş🌸

    YanıtlaSil
  14. Ayşe Nur Varlı5/04/2024

    Ne mutlu annesine hizmet edenlere, bedel ödeyenlere ne mutlu 🌸

    YanıtlaSil
  15. Annelerimize, anneliğe... Hayırda Ana olabilmek dileğiyle...

    YanıtlaSil
  16. Adsız5/04/2024

    Cok guzel bir yazi. Emeginize saglik🌷

    YanıtlaSil
  17. Adsız5/04/2024

    Ne güzel yazmışsın kalemine sağlık👏

    YanıtlaSil
  18. Adsız5/04/2024

    Soyutta anneye güzel davranışlar doğurabilmek…….. ne güzel bakış açısı. Düşünenler o kadar az ki, soyutta doğuran olmak fikri çok güzel geldi. Sadece annemize değil, bize sayısız nimet veren Yaradanımıza da sevgimizi göstermek için Onun tüm kullarına güzellikler doğurarak dalga dalga şefkat sevgi fedakarlık merhamet ile kucaklayalım toplumu, sevgiyle iyileşelim hep birlikte inşallah. Anne fedakarlığın timsali, karşılıksız sevmenin sevdiğine cömertçe ikramlarda bulunmanın timsali. Anne yüreğine sahip olanlar çok olsun inşallah.

    YanıtlaSil
  19. Tuğçe 🌻5/05/2024

    İyiliklerini normalleştirdiğimiz ve hatta nankörleştiğimiz anneler.... Hiç düşünmedik soyutta kim olduklarını.... Ne güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık 🌿

    YanıtlaSil
  20. Adsız5/08/2024

    Annemin kıymetini daha çok anladım… Onu verenin kıymetini dahada çok anladım:)

    YanıtlaSil
  21. Ozlem B.5/11/2024

    Ne guzel anlatmissiniz 'soyutta dogurabilmek...' denge bir yerde bozulunca anneler de cocuklarina yanlis bedeller odeyince soyutta yanlis uzucu davranislar doguyor oyleyse.

    YanıtlaSil
  22. Adsız5/12/2024

    Bedel insanın şifası da ...
    dengeden çıkınca , şifa almaktan çıkıyor... Her şey kıvamında olmalı her şey dengede olmalı...

    YanıtlaSil
  23. Adsız5/12/2024

    Hayriye Akgül cennet annelerin ayakları altında öyle anne olabilmeyi nasip et rabbim

    YanıtlaSil
  24. Adsız5/13/2024

    Öyleyse her canlı doğurabilir 😇
    Kaleminize sağlık 🥰

    YanıtlaSil
  25. Adsız5/15/2024

    Anne demek seni her koşulda kabule eden seven demek...iyi ki var olan iyi ki bizi doğurmuş olan..

    YanıtlaSil
  26. Adsız5/16/2024

    Ne mutlu önce Rabbinin, sonra da annesinin rızasını kazanabilene.. Kaleminize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş..🌸

    YanıtlaSil
  27. Adsız8/01/2024

    Herkes çocuk doğurabilir ama herkes ana olamaz..cennet hakkını veren bedel ödeyen anaların altında

    YanıtlaSil
  28. Meryem M.9/18/2024

    İnsan anne olduktan sonra annesinin kıymetini anlıyor. Anacım neler yapmışsın ben basit görmüşüm hatta görmemişim diyorsun. Annemize anne gibi gördüklerimize bize fayda verenlere iyi davranabilmek dileğiyle… Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  29. Adsız4/03/2025

    Elinize sağlık 🌷

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

HAYAT BAZEN ZORDUR

Bir yaz günüydü Bünyamin gelecekteki eşi Ezgi’yle karşılaştığında. İkisi de bundan habersiz ortak bir arkadaşlarının doğum gününde tanışmıştı. Başta çok iyi anlaşamamışlardı ancak birbiryleriyle ala- kalı merak ettikleri şey çok fazlaydı. Yüzeysel bakıldığında birbir-lerine benzemiyor gibi görünseler de detayda uyumluydular. Ve pek de tesadüfi değil ki iki yıl sonra yine tanıştıkları yaz günü dünya evine girmişlerdi. Bünyamin evlenmeyi yuva kurmayı çok isteyen bir genç adamdı. Ezgi’yle zıtlıklarından gelen uyum onu hep çok heyecanlandırmıştı. Onunla evlenmek Bünyamin için hayatında eksik olan heyecanı ve neşeyi getirecekti. Nitekim öyle de oldu. Birlikte geçen çok güzel bir üç yılın ardından bir bebek bekliyorlardı. Bünyamin hayatındaki her şeyin gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu düşünüyordu. Oysa yine bir yaz günü işten kovulana dek… Bünyamin küçük çaplı bir patron şirketinin iç satışında Sezgin ile çalışıyordu. Sezgin ağzı iyi laf yapan çevresi geniş biriydi. 4 yıldır aynı eki...

MOR MENEKŞEM

Günün erken saatleriydi. İpek içindeki heyecanı fazla göstermemeye çalışarak okulu için bir sınava gitmesi gerektiğini söyledi anne babasına. Güzel bir fakültenin hazırlık sınıfında okuyan henüz on dokuz yaşında, içi umutla dolu pırıl pırıl bir genç kızdı. Annesinin “Mor Menekşem” diye sevdiği bembeyaz teni, derin bakan kahverengi gözleri ve minicik biçimli bir yüzü vardı.   Yumuşacık uzun gür saçlarını arkaya savurarak “Ben ufak bir kahvaltı hazırlayıp erkenden kaçayım.” diyerek lafları ağzında yuvarladı. Biraz gizemliydi. Ancak o sabah pek bir şey anlatacağa da benzemiyordu. “Sınav saatinden önce yerimde olmak istiyorum” diye sözlerine ilave etti. Babası kendisini sınav salonuna götürebileceğini söylese de her işini kendi halletmeye alışmış olan İpek “Siz pazar keyfi yapın; ben rahatça gidebilirim merak etmeyin” diyerek evden çıktı.   İpek ailede üç kardeşin en küçüğü; tabiri yerindeyse ailenin tekne kazıntısıydı. Evin en küçüğü olarak hep kapıyı açan, bakkala ekme...

BU BAYRAM

  Yaz gelmiş, İstanbul’da nem kendini göstermeye başlamıştı. Hülya bir taraftan evini toparlıyor, bir taraftan da alnından şakaklarına akan terleri siliyordu. Kendi gibi zihni de telaşlıydı. Kurban Bayramı için ne yapacağını düşünüyordu. Bir an durup, lacivert ve vizon döşediği evini keyifle süzdü. Evet, her şey yerli yerindeydi. Peki hayatındaki her şey de yerli yerinde miydi? Öyle düşünceye dalmıştı ki telefonun sesiyle irkildi. Arayan babası Ali beydi. Kızıyla hâl hatır ettikten sonra bayram için ne yapacaklarını sordu. Hülya henüz karar vermediklerini, ama Bodrum ya da Silivri’de olacaklarını söyledi. Ali bey; -         Biz annenle Silivri’ye geçeceğiz. Keşke siz de bizimle olsanız. Eski günlerde ki gibi ailece bayram yapsak. Yavrum biz bugün varız, yarın yokuz. Annenin de aklı gidip geliyor. Birlikte vakit geçirsek olmaz mı? Hülya telefonu kapatırken iyice kafası karıştı. Yaşlandıklarını ve kendilerine ihtiyaçları olduğunu düşündü. Al...