Ana içeriğe atla

Sadakat

Yağmurlu ve soğuk bir akşam üzeriydi. Havada gri tonları hakimdi.  Güneş, ışıklarını yavaş yavaş çekiyor, yerini geceye bırakıyordu. Birazdan yıldızlar yeni sahneyi süsleyecekti. 

Ozan, kısa boylu, kumral saçlı ve hafif toplu bir gençti. Sevimli bir yüze sahipti. Tebessüm etmekte cömertti. Mimarlık fakültesini yeni bitirmişti. Bitirir bitirmez iş aramaya başlamıştı. 

 

İş görüşmelerinde o kadar çok ret cevabı almıştı ki, iş bulabileceğine dair umudu azalıyordu. Bir an önce de çalışması gerekiyordu. Babası yıllar önce onları terk etmiş, annesi iki çocuğunu da okutabilmek için var gücüyle çalışmıştı. Ozan’ın okulu bitmişti ama kardeşi hala lisede okuyordu. Annesi iyi bir işte çalışıyordu ancak Ozan artık annesine yük olmak istemiyordu. Onun yükünü paylaşmak istiyordu. 

İş aradığı sırada internette gezinirken gözüne bir ilan çarptı. Bulunduğu şehrin en iyi mimarlık şirketlerinden birinin ilanıydı. En az beş yıllık iş tecrübesi istiyorlardı. 

Ozan artık bu tarz ilanlardan çok sıkılmıştı. “Yeni mezun bir insanın iş tecrübesi nasıl olabilir ki?” diye mırıldanarak internet sayfasını kapattı. Herkes hazır ve yetişmiş eleman istiyor, kimse elini taşın altına koymak istemiyordu.

Ertesi gün tekrar internetten iş ilanlarına bakmaya başladı ama aklı dün gördüğü ilanda kalmıştı. Acaba gidip bir konuşsam mı diye düşündü. “Özgeçmişim ile ne kadar azimli biri olduğumu, işi öğrenmek için çok istekli olduğumu gösteremiyorum.” diye kendi kendine konuşuyordu ki, gözünü karartıp dün ilanını gördüğü şirkete görüşme için gitmeye karar verdi. 

Şirketin kapısından içeri adım atarken çok heyecanlıydı. Danışmadaki kıza ilanı göstererek “Bu iş ilanı ile ilgili kiminle görüşebilirim?” diye sordu. Kız gülümseyerek “İş ilanları internet sitesinden yapılıyor. Uygun şartları sağlayan adayları biz çağırıyoruz. Keşke buraya kadar zahmet etmeseydiniz.” dedi. 

Ozan kararlıydı. Israrla “Buraya kadar gelmişken ben yetkili biri ile yüz yüze görüşmek istiyorum. Lütfen bu isteğimi iletir misiniz?” diye konuşmaya devam etti. Bu cümleleri kurduğu sırada şirketin sahibi içeri girmişti. Ozan’ın gençliği ve kararlılığı dikkatini çekmişti. Danışmadaki kıza yaklaşarak” Görüşmeyi ben yapacağım.” dedi. Ozan görüşme odasına giderken heyecandan elini koyacak yer bulamıyor, bir yandan da görüşme yapabileceği için seviniyordu.

Odaya geçtiklerinde şirket sahibi:

-  Söyle bakalım delikanlı, görüşmek istediğin konu nedir? Kapıda çok kararlı gördüm seni.

- Üniversiteyi bitirince tüm stajlarımı tamamladım, mimarlıkla ilgili birçok programa hakimim, İngilizce biliyorum. Başvurularda bendeki donanıma bakmadan tecrübe istediler. Tecrübem olmadığı için kimse beni görüşmeye bile çağırmadı. İşe başlamadan nasıl tecrübem olabilir ki? Neredeyse herkes hazır yetiştirilmiş personel arıyor. Kimse bir personel yetiştirmenin zahmetine katlanmak istemiyor. Bir kişi ne kadar usta olursa olsun yeni girdiği yere alışana kadar bir acemilik çeker. Usta birinin yeni bir yere alışma süresinde ben de işi bayağı öğrenmiş olurum. En azından 3 ay bir deneme süresi veremez misiniz, diyerek sözlerini bitirdi Ozan.

- Haklısın, hiçbir zaman işe girmeden deneyim sahibi olamazsın. Bizim gibi büyük şirketler eleman yetiştirmek değil, yetişmiş eleman almak isteriz. Buradaki işe hâkim olan insanları da kolay kolay kaybetmek istemeyiz. Deneyimli bir insan için sadece ilk bir iki hafta zor olurken yeni bir elemanı alıp yetiştirmek bizim için risk taşıyor. Hem zaman hem kalite kaybetmek doğrusu hiç işimize gelmez. 

- Evet, çok haklısınız. Ancak şu an ne desem işe girmediğim sürece iddiamı doğrulayamayacağım. İnsanın kazanması için bir miktar kaybetmeyi göze alması gerekmez mi? 

Şirketin sahibi Ozan’ı dinlerken onun kararlılığına ve azmine hayran kalmıştı. Onu kendi gençliğine benzetip bir yakınlık hissetmişti. Gençti ama hayata dair doğru çıkarımları, hedefleri vardı. Bu kadar istekli bir genç için risk almaya değeceğini düşündü ve Ozan’ı işe aldı. 3 ay deneme süresi istedikleri gibi giderse şirketin bir elemanı olabilecekti.  

Ozan şirketten çıkarken hala şoktaydı. Kendisi bile bu kadarını beklemiyordu. Deneme süresinde canla başla çalışıp istediği işi elde edecekti. 

İşe girmesinin üzerinden yıllar geçmişti. Ozan her şeyi bu şirkette öğrenmiş ve patronu ile arasında çok samimi bir bağ oluşmuştu.  Bu günlerde ise şirket çok zor zamanlardan geçiyordu. Maaşları ödemekte zorlanıyorlardı, gecikmelerden dolayı bazı insanlar istifa etmişti. Ozan da kendisine ait bir ofis açabilirdi, daha iyi şartlarda başka şirketlerde de çalışabilirdi. Ancak kimsenin Ozan’a şans vermediği bir yerde patronu onu yetiştirmişti. Bu iyiliği unutması mümkün değildi. En zor zamanında ona güvenerek işe alan patronunu şimdi de o yalnız bırakmıyor, zor şartları birlikte atlatmak için aynı kararlılıkla, canla başla çalışıyordu.

 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; daha iyi seçeneklerin olmasına rağmen iyilik gördüğün yere bağlı kalabilmek sadakattir. 

Yorumlar

  1. Keşke gençlerimiz hep Ozan gibi kararlı ve sadakati olsa. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kararlı ve sadakati olurlar. Güzel yönlendirmelerle inşALLAH

      Sil
  2. Bir çırpıda okudum. Ellerinize sağlık… Daha iyi seçeneğin olmasına rağmen gitmemek 👏🏻

    YanıtlaSil
  3. ''İnsanın kazanması için bir miktar kaybetmeyi göze alması gerekmez mi? '' Patronuna nasıl bir soru sormuş. çok anlamlı. Yazı baştan sona çok faydalı. Gençlerimiz ve hayatta kararlarını uygulamakta zorlanan bizler tekrar, tekrar okumalı, okutmalıyız. İşte kararlılık budur. Ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  4. Çoknihtiyaç gördü yazdıklarınız. Teşekkürler

    YanıtlaSil
  5. Neredeyse günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bir "Değer" Sadâkat...

    YanıtlaSil
  6. Aslı S.12/08/2023

    Emeğinize sağlık...keyifle okudum

    YanıtlaSil
  7. İmkanın yokken yanında olanı, imkanı yokken bırakmamak... Elinize sağlık

    YanıtlaSil
  8. Çok güzel yazılmış… keşke herkes ozan gibi olsa

    YanıtlaSil
  9. Çok anlamlı..

    YanıtlaSil
  10. Çok güzel olmuş ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  11. Sadâkat iyi günde kötü günde elinize sağlık

    YanıtlaSil
  12. Güzel anlatıldı. Teşekkürler ederim... Çok güzel kiymetli şeylere deyilildi bu değerleri sahip olmak ne güzel...

    YanıtlaSil
  13. Sadakat olmazsa olmaz bir sıfat ...iade sadakat ,ilişkide sadakat, anne babaya sadakat....

    YanıtlaSil
  14. Sadece paranın değerli olduğu bu devirde unutulmuş bir değeri hatırlattınız. Emeklerinize sağlık.

    YanıtlaSil
  15. Buradan ozanlara selam, kendimi okudum:)

    YanıtlaSil
  16. Bir iş yerinde çalışırken bile başka işyerlerine ba vuru yapmak amacıyle CV'lerin havada uçuştuğu bir dönemde sadakatten bahseden çok anlamlı ve mesaj veren bu makaleniz günümüzdeki sorunu gözler önüne sermiş. Gerçekten insan acemiliğini ve çıraklığını yaşamadan, yaşanmışlıklarından ders çıkartıp hayatında uygulamadan nasıl tecrübeli olabilir değil mi. İnsan yetiştirmenin de ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Gençlere tecrübenin nasıl kazanılacağını gösteren yöntemlerden bir tanesi... Teşekkürler🌹

    YanıtlaSil
  17. Gülşen Güneş12/08/2023

    Korku ve kaygıya rağmen adım atması doğru bir davranış olmuş. İnsanın doğru yerlerde cesaret göstermeye ihtiyacı var. Umarım hepimiz bunu yapabiliriz. Hemen üniversite son sınıfa giden oğlumla paylaştım. Ellerinize sağlık çokkkk faydalı bilgiler teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  18. İnsanın ne olursa olsun pes etmemesi, mücadele etmesine güzel bir örnek, kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kararlılıkla devam edebilmek. Gerçekten çok etkileyici bir yazı.

      Sil
  19. Çok ibretli bir hikaye, gerçekte yaşanmışsa bu şahsiyet tek kelime ile şahane... Başlık için SADAKAT yerine VEFA konması daha güzel olur düşüncesindeyim. Çünkü SADAKAT kelimesi hukuka bağlı kalmak manasında, VEFA ise hukuk şartlarının üstünde bir özveri, yani maaş alıyorsam hakkını vermem şarttır, maaş alamadığım halde sizi kaderinize terk etmiyorum demek VEFA örneğidir. ALLAH bizleri sâdık ve de vefâlı olanlardan eylesin.

    YanıtlaSil
  20. Sadakat, anlamındaki gibi yaşayabilmek gayretiyle...

    YanıtlaSil
  21. Sadakat! Büyük erdem…

    YanıtlaSil
  22. Çok güzel çok sade bir dille nasıl da akılda kalıcı anlatılmış Rabbim ilminizi artırsın emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  23. ZeynePp12/09/2023

    Okurken duygulandım. Ben güzel anlatılmış...

    YanıtlaSil
  24. Çok güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  25. Kaleminize saglık

    YanıtlaSil
  26. Adsız1/02/2024

    Sadakat her zaman, her yerde, her insan için inşALLAH...

    YanıtlaSil
  27. Adsız1/17/2024

    Hiç olmayan bir özellik günümüzde sadakat

    YanıtlaSil
  28. Adsız4/12/2025

    Sadakat insana en iyi gelen

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

HAYAT BAZEN ZORDUR

Bir yaz günüydü Bünyamin gelecekteki eşi Ezgi’yle karşılaştığında. İkisi de bundan habersiz ortak bir arkadaşlarının doğum gününde tanışmıştı. Başta çok iyi anlaşamamışlardı ancak birbiryleriyle ala- kalı merak ettikleri şey çok fazlaydı. Yüzeysel bakıldığında birbir-lerine benzemiyor gibi görünseler de detayda uyumluydular. Ve pek de tesadüfi değil ki iki yıl sonra yine tanıştıkları yaz günü dünya evine girmişlerdi. Bünyamin evlenmeyi yuva kurmayı çok isteyen bir genç adamdı. Ezgi’yle zıtlıklarından gelen uyum onu hep çok heyecanlandırmıştı. Onunla evlenmek Bünyamin için hayatında eksik olan heyecanı ve neşeyi getirecekti. Nitekim öyle de oldu. Birlikte geçen çok güzel bir üç yılın ardından bir bebek bekliyorlardı. Bünyamin hayatındaki her şeyin gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu düşünüyordu. Oysa yine bir yaz günü işten kovulana dek… Bünyamin küçük çaplı bir patron şirketinin iç satışında Sezgin ile çalışıyordu. Sezgin ağzı iyi laf yapan çevresi geniş biriydi. 4 yıldır aynı eki...

MOR MENEKŞEM

Günün erken saatleriydi. İpek içindeki heyecanı fazla göstermemeye çalışarak okulu için bir sınava gitmesi gerektiğini söyledi anne babasına. Güzel bir fakültenin hazırlık sınıfında okuyan henüz on dokuz yaşında, içi umutla dolu pırıl pırıl bir genç kızdı. Annesinin “Mor Menekşem” diye sevdiği bembeyaz teni, derin bakan kahverengi gözleri ve minicik biçimli bir yüzü vardı.   Yumuşacık uzun gür saçlarını arkaya savurarak “Ben ufak bir kahvaltı hazırlayıp erkenden kaçayım.” diyerek lafları ağzında yuvarladı. Biraz gizemliydi. Ancak o sabah pek bir şey anlatacağa da benzemiyordu. “Sınav saatinden önce yerimde olmak istiyorum” diye sözlerine ilave etti. Babası kendisini sınav salonuna götürebileceğini söylese de her işini kendi halletmeye alışmış olan İpek “Siz pazar keyfi yapın; ben rahatça gidebilirim merak etmeyin” diyerek evden çıktı.   İpek ailede üç kardeşin en küçüğü; tabiri yerindeyse ailenin tekne kazıntısıydı. Evin en küçüğü olarak hep kapıyı açan, bakkala ekme...

BU BAYRAM

  Yaz gelmiş, İstanbul’da nem kendini göstermeye başlamıştı. Hülya bir taraftan evini toparlıyor, bir taraftan da alnından şakaklarına akan terleri siliyordu. Kendi gibi zihni de telaşlıydı. Kurban Bayramı için ne yapacağını düşünüyordu. Bir an durup, lacivert ve vizon döşediği evini keyifle süzdü. Evet, her şey yerli yerindeydi. Peki hayatındaki her şey de yerli yerinde miydi? Öyle düşünceye dalmıştı ki telefonun sesiyle irkildi. Arayan babası Ali beydi. Kızıyla hâl hatır ettikten sonra bayram için ne yapacaklarını sordu. Hülya henüz karar vermediklerini, ama Bodrum ya da Silivri’de olacaklarını söyledi. Ali bey; -         Biz annenle Silivri’ye geçeceğiz. Keşke siz de bizimle olsanız. Eski günlerde ki gibi ailece bayram yapsak. Yavrum biz bugün varız, yarın yokuz. Annenin de aklı gidip geliyor. Birlikte vakit geçirsek olmaz mı? Hülya telefonu kapatırken iyice kafası karıştı. Yaşlandıklarını ve kendilerine ihtiyaçları olduğunu düşündü. Al...